Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Ayetullah uzma Cafer Subhani’nin yayınladığı bildirinin tam metni şu şekildedir:
“Bismillahirrahmanirrahim
Uyanmış milletler ve gelişmiş toplumlar tarihin korunması ve onların eserlerinin toplanması konusunda ciddi çalışmalar yapmış ve devamlı olarak geçmiştekilerin geride bıraktıkları eserleri korumak ve ortadan kaybolmaması için çaba sarf etmektedirler. Onlar kendi öz geçmiş medeniyetlerinin kalıntıları olan atalarının mirasını korumak için bu konuda yetişmiş uzman kişiler kullanmaktadırlar. Onlar hatta bu konuda bir çömlek veya taş levha, eski kerpiçten yapılan bir kalenin bile ortadan kaybolmaması için uğraş vermektedirler. Zira onlar geçmiştekilerin eserlerini “mücessem tarihleri” ve “milli kimlikleri” olarak değerlendirmekte ve atalarından kopan ve kendi büyüklerinden bağlarını koparanların anne ve babasını kaybeden kimsesizler olarak bilmektedirler.
İslam medeniyeti eski ve çok büyük bir medeniyet olup orta çağda tek gelişmiş medeniyet hükmündeydi. Müslümanlar kendi ilahi buyruklarıyla büyük ve benzersiz bir medeniyet kurmuşlardır. Hicri dördüncü ve beşinci yüzyıllarda zirveye çıkmış dünyanın doğu ve batısını “Hindistan’da” tacı mahal ve görkemli ispanya’ya direkt veya dolaylı olarak hükmetmekteydi. Batılı araştırmacılar bu temeddünün Endülüs yoluyla ve haçlıların Avrupa’ya savaşları ile son yüzyılda batılıların bilimsel alanda gelişmesinde ve Rönesans’ın yapılmasında çok önemli rol oynadığın bilmektedirler.
İslam medeniyeti İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve alih) bi’seti -belki bir anlamda peygamberimizin doğumu- ile başlamış ve sonraları onun takipçileri asırlar boyunca onu sağlamlaştırmış ve yaymıştır. Peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi ve alih) kendi şahsına ve onun vefalı yaranlarına ait eser ve yapılar bu büyük medeniyetin miraslarından sayılmaktadır. Bu eserler hiç kimsenin şahsi malı olmadığı için istediği gibi bunları kullanamaz, bilakis bu eserler İslam dünyasının (hatta insaniyetin) eserleridir. Hiçbir mahalli hükümet İslam dünyasının onayını almadan bu değerli miraslarda tasarrufta bulunamaz ve “tevhid”i korumak adına bu eserleri ortadan kaldıramaz ve yıkamaz.
Duyduk ki Medine belediyesi şer’i, örfi ve tarihe aykırı olarak Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) camisini yıkarak parka katmış. Bu olay İslami eserlerin ortadan kaldırılması ve pak ve masum Ehl-i Beyt’in (aleyhimu’s selam) adının unutturulması yönünde ciddi bir adımdır.
Hz. Fatıma (selamullahi aleyha) camisi, önceleri mukaddes İslam mekanlarından sayılan ve ziyaretçi ve hacıların ziyaret yeri olan seb’e (yedi) camilerinin de olduğu bölgeyi maalesef Medine belediyesi insanların gezip istirahat etmeleri için “hadikatu’l feth” adındaki parka katmıştır.
Seb’e camilerinin tarihi İslam’ın ilk yıllarına dayanmaktadır. Medine’nin kuzey batısında “Sel’e” adında dağlık bir yamaç yer almaktadır. Bu dağ Hicri beşinci yılda “Hendek” savaşına şahitlik etmiştir. Peygamberimiz ve ashabı Sel’e dağının yamaçlarında İslam ordularını denetlemekte ve orada namazlarını kılmaktaydı.
Sonraları onların namaz kıldıkları yerlerde onların hatıra ve anısına camiler yapıldı. Küçük alanlara sahip olan bu camiler –dağlık bölgede yer almaları ve basamaklı bir tarzda yüksekli alçaklı olmasından kaynaklanmaktadır- altı camiden oluşmaktaydı fetih camisiyle birlikte sayıları yedi olmaktadır.
Elbette Vahabilerin esası İslami eserleri ve peygamber efendimize (sallallahu aleyhi ve alih) ve Ehl-i Beyti’nin (aleyhimu’s selam) yaranlarına ait her türlü eseri yıkmaktır. Bu tür işleri İslam dünyasının tepkisinden çekindiğinden yavaş yavaş (alıştıra alıştıra) yapmaktadır. Örneğin 1419 kameri yılında Hz. Fatıma’nın (selamullahi aleyha) camisinin kapısını betonla kapatmış böylelikle harabeye dönmesi sağlanmış ve sonra yıkılarak ortadan kaybolması ve en sonunda da parka katılarak tamamen ortadan kaybolması sağlanmıştır.
Bu camiler yüz yıllardır ayakta idi ve peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi ve alih) ve Ehl-i Beyti’nin (aleyhimu’s selam) yaranlarının adlarıyla yapılmıştı. Böylelikle onların adları anılarak onlardan bir hatıra kalması sağlanmıştı. Şimdi hangi unvanla yüzyıllardır Müslümanların mabedi olan bu yerler bugün tevhit adıyla yıkılmaktadır?! Eğer ziyaretçi ve hacılar orada iki rekâtlık müstehap namaz kılıp o camilere giriyorlar ve orada tehiyyet namazı kılıyorlarsa ve âşık ziyaretçiler seb’e camilerine doğru gidip orada müşrik ve Yahudilere karşı savaşan İslam yiğitlerinin yerlerini görüp oralara aşina olsalar ve onlar için Fatiha okuyup selam gönderseler bu tür ameller kendi kanlarıyla tevhit bayrağını dikip koruyanlara bir teşekkür ve takdirden başka bir şey değildir.
Şaşılacak şey şu ki Suudi Arabistan rejimi, günümüzde iftihar duymak ve övünmek için “Ad” “Semud” ve “Arap” milletlerinin geçmiş eserlerini kazılar yaparak yer altından çıkarmaktadır. Ama ne hikmetse İslam Peygamberinin (sallallahu aleyhi ve alih) ve onun ailesinin (aleyhimu’s selam) eserlerini yıkmaktadır!
Bu çelişkili iki uygulamanın anlamı nedir? Acaba sahabe ve tabiinden hatıra olarak kalan İslami eserleri korumak şirk, ama ilahi gazap sonucu helak olan müşrik ve mücrim milletlerin eserlerini kazılarla çıkartmak medeniyet ve tevhit midir? Ve İslam tarihi eserlerinden olup Yahudilere taalluku olan eserler örneğin Hayber kalesi ve yedi kaleler gibi eserler kendi haline bırakılmış hatta korumaya alınmıştır!!!
Son olarak şunu hatırlatalım ki: Arap yarım adasında yer alan İslami eserler tüm Müslümanlara aittir ve asla diğer İslam milletlerinden fikri ve mektebi alanda çok farklı olan küçük bir azınlığın onlar hakkında hüküm vermeye ve onları yıkıp ortadan kaldırmaya hakkı yoktur. Böylelikle asırların geçmesiyle İslam tarihinden gözle görülür, hissedilebilir bir eser kalmadığından efsane halini almış olsun.
Cafer Subhani
20.03.1389 / 10.06.2010